ANKARA KENT KONSEYİ 10 TEMMUZ 2021 TARİHLİ 4. GENEL KURULU DİVAN BAŞKANI GÜNCESİ

Savaş Zafer Şahin

Kent Konseyleri 5393 Sayılı Belediye Kanunu’na girdiklerinden bu yana yargı süreçleriyle yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Bunu temel sebebi, ilgili Kanun ve yönetmeliklerde kent konseylerine ilişkin süreçlerin açık bir şekilde verilmemiş olmasıdır. Bu durum uzun yıllardır kent konseyleri arasında da tartışılmaktadır. İlgili mevzuatın oluşumunda önemli bir rol üstlenmiş olan dönemin İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürü Kayhan Kavas ile yaptığımız sohbetlerde kendisi bu durumu, “katılımcı bir yapı olması gereken kent konseylerini katı kurallara bağlamamak ve esnek bir yapıya olanak tanımak için yapılan düzenlemelerin” sonucu olarak gördüğünü aktarmıştır. Gerçekten de belki de Anglo-sakson hukuk sistemine uygun görülebilecek bu yaklaşım ne yazık ki pratikte Türkiye’nin dört bir yanında sorunlara sebep olabilmiştir. Hatta bu konuda hukuk içtihatları oluşmaya başlamıştır. Sorunların kaynağında kimlerin kent konseyi üyesi olabilecekleri ve kent konseyine davet ve katılım usullerinin yer aldığı görülmektedir. Bir yanda kent konseyleri siyasi alanın ve iktidar mücadelelerinin bir unsuru olarak görüldüğü için, diğer yandan da Türk kamu yönetimi sistemi merkeziyetçi bir geleneğe sahip olduğu için katılım süreçleri de idarelerin tasarrufunda görüldüğü için bu durumların değişebilmesi için öncelikle yönetim kültürünün değişmesine ihtiyaç bulunduğu söylenebilir.

Ankara Kent Konseyi de 2019 yılında gerçekleştirilen ilk genel kurulundan sonra bu anlamda ciddi bir tartışma ile yüzleşmek durumunda kalmıştır. Büyükşehir belediyesinde iktidar ve yönetim anlayışının değişiminden hemen sonra kurulan kent konseyini kentin ve halkın tanımaması, katılımcılık süreçlerine yabancılık bunun esas sebebi olmuştu. Özellikle ilk kuruluş aşamasındaki bazı aksaklıklar giderek kent konseyinin asli unsurları olması gereken bazı meslek odalarının yürüttükleri yargı süreçlerine dönüşmüş sonunda da ilk genel kurul tekrarlanmak durumunda kalınmıştır. Geçen yaklaşık iki yıldan fazla süre zarfında gerek Ankara Kent Konseyinin tüm Türkiye ve Ankara nezdinde kendini ispatlaması, gerekse konsey bileşenlerinin pandemi koşulları altında bu yargı sürecini dikkate almadan özverili çalışmalarını sürdürmesi olumsuz bir durumun ortaya çıkmasını engellemiştir. Ancak, yine de bu süreçte yer alan başta Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz ve Yürütme Kurulu üyelerinin gereksiz bir yıpranmaya uğradıkları ve sıklıkla kendilerine “bizler yanlış bir şey yapmıyoruz, kente katılımcı bir platform kazandırmaya çalışıyoruz öyleyse neden bize bir dava açıldı?” söylemi bir gerçektir. Bu sebeple bu yazıda, bu dava sürecinin sonunda gerçekleşen ve benim divan başkanlığına seçildiğim Ankara Kent Konseyinin 4. Genel Kurulundaki izlenimlerimi ve ifadelerimi ortaya koymanın katılımcılığın geleceği adına önemli bir katkı olacağı düşüncesindeyim.

Resim 1. Divan Başkanlığının Fotoğrafı

10 Temmuz 2021 günü sabah Kent Konseyi üyelerinin kayıt yaptırmalarının ardından genel kurul başladı. Daha önceki genel kurullarda olduğu gibi Kent Konseyi üyelerinden Gökhan Ertek İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından salona dönerek divan önerisini sordu, oylattı ve divanı yerine davet etmesiyle, divan yerini aldı. Ankara Kent Konseyinin temel önceliklerinden olan toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve adil temsilin bir gereği olarak Divan 5 kadın ve 3 erkek üyeden oluşmaktaydı. Divanda TMMOB, DİSK, engelli dernekleri, üniversite ve iş dünyasının da temsilcileri bulunmaktaydı. Genel Kurula Türkiye Kent Konseyleri Birliği, Türkiye Kent Konseyleri Platformu, İstanbul, Eskişehir, Odunpazarı, Çankaya ve Yenimahalle Kent Konseyleri Başkanları da katılım sağlamıştı. Divan’ın kendi arasında görev dağılımı yapmasının ardından Divan Başkanı olarak Genel Kurulu selamlama konuşmamı yaptım.

“Sn. Başkan, çok değerli hazirun, gerçekten de heyecan verici bir gün yaşıyoruz. Türkiye ilk defa böylesine kalabalık bir kent konseyiyle, Başkent Ankara da ilk defa bu kadar büyük bir kent konseyi ilgisi ile karşılaşıyor. Aramızda çok değerli kurum ve kuruluşların temsilcileri, çok değerli sanatçılarımız (Arzu Balkan, Volkan Severcan), Türkiye Kent Konseyleri Birliği ve Türkiye Kent Konseyleri Platformu gibi önemli üst yapıların temsilcileri ve Ankara’nın çok önemli kanaat önderleri var. Divanımız adına tekrar sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.

Biraz konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm, biraz da salonda bulunan yeni üyelerimizi bilgilendirme açısından kısaca kendimden bahsederek başlamak istiyorum. Ben bir şehir plancısıyım. Uzun yıllar Başkent Ankara’da şehircilik adına iyi şeyler olması için çaba gösterdim. TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Başkanlığını da yaptım bir dönem. Akademik kariyerimin bir noktasında kent konseylerinin farkına vardım. Aslında 1990’lı yıllardaki Yerel Gündem 21 Ofisleriyle başlayan, 2005 yılında Belediye Kanunu’na giren ve 2009 yılında çıkarılan bir yönetmelikle düzenlenen kent konseyleri Türkiye’nin elindeki katılımcı kent yönetimi konusundaki en önemli araç. Hayatımın son 12 yılını Türkiye’nin dört bir yanındaki kent konseylerini çalışarak, onlarla bir araya gelerek, onlara gönüllü danışmanlık yaparak geçirmiştim. Bu genel kuruldan önce baktım, dile kolay, 12 yılda 40’ın üzerinde toplantıya katılmış, 200 kadar kent konseyiyle ve 5000’e kadar kent konseyi sevdalısıyla bir araya gelmişim.

Ancak, Ankara’da tabiri caizse kent konseyleri açısından yaprak kıpırdamıyordu. Ben şehir dışındaki kent konseyi ziyaretlerimden döndükten sonra evde uyuyordum. İşin ilginci, Ankara’da kendi akademik, mesleki ya da sivil toplum camiasında da çeşitli defalar “kent konseyinin önemli bir şey olduğu ve Ankara’da bir kent konseyi olmasının önemini” dile getirmeme rağmen başarılı olamadım, konu ilgi görmedi. İşin doğrusu Başkent Ankara Kent Konseyini 2 yıl öncesine kadar hiç ciddiye almadı. Bu tabi ki sadece Ankara’nın önceki dönemiyle ilgili bir sorun değildi. Uzun yıllardır burada aramızda da olan başka kentlerde kent konseyi sevdalılarıyla konuştuğumuz çok önemli ilkeler ve sorunlar bulunuyor. Hep söylediğimiz bir şey var. Kent konseyi bütçesi, tüzel kişiliği, makamı mevkisi, icra yetkisi bulunmayan, sadece insanların hoşgörü ve katılımcılık kültürü ve hiyerarşik olmayan yaklaşımı ile gelişebilen bir organizasyon yapısı. Tarafsızlık, bağımsızlık ve bulunduğu kente katkıda bulunabilme hep bu koşullarla yakından ilişkili.

Üstüne üstlük, İstanbul, Ankara, İzmir gibi devasa metropollerde, en fazla 100 bin kişiye göre yazılmış bir yönetmelikle kent konseyleri kurma ve yaşatmanın zorlukları bulunuyor. Tüm bunlar bir araya gelince de gündelik siyasette, sivil toplumdaki bilindik hiyerarşi ve insan ilişkileri sorunları kent konseylerinde de yaşanıyor kuşkusuz. Her şeyden önce, kent konseyi gibi önce kendimizi ve ezberlerimizi değiştirmemizi, devamlı öğrenmemizi gerektiren bir şeyi ilk bakışta anlamak çok da mümkün olamayabiliyor. Ama tüm bunların olabilmesi için öncelikle bir araya gelmemiz gerekiyor. Bu salondaki muhteşem manzara bunu başardığımızı gösteriyor. Katılımcı kent yönetimini inşa etmek yolumuz zor ve uzun. Ama yaşadığımız 2 yıllık süreç bunu da başarabileceğimizi gösteriyor. Aramızda önemli misafirlerimiz var. Önce onlardan kısa birer selamlama konuşması almak istiyoruz. Kent konseylerinin Türkiye’de iki ayrı gayrı resmi üst birliği bulunuyor. Her ikisinin de temsilcileri bugün burada aramızdalar. Bu iki önemli yapı 400 kadar kent konseyini temsil ediyorlar. Kendilerinin Ankara Kent Konseyi genel kuruluna olan teveccühleri bizleri ziyadesiyle mutlu etti. İlk olarak çok değerli dostum, Türkiye Kent Konseyleri Platformunun dönem sözcüsü İsmail Kumru’yu konuşmasını yapmak üzere sahneye davet ediyorum. Konuşmacılarımızdan pandemi koşullarını ve salonun durumunu düşünerek konuşmalarını kısa tutmalarını rica ediyorum. İkinci olarak, Türkiye Kent Konseyleri Birliği adına, çok sevgili Eskişehir Kent Konseyi Başkanı Sn. Nuray Bayraktarı sahneye davet ediyorum”.

Bu konuşmaların ardından Divan Başkanı olarak konuşma talebini iletmiş bulunan ve Genel Kurulun yapılmasına sebep olan Davayı açan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan’a söz vermeyi tercih ettim. Bu tercihte hem Ankara Kent Konseyinde yer alan insanların demokratik kültürünü ve iyi niyetini göstermek hem de kent konseyinin dayandığı katılımcı demokratik kültürü örneklemek niyeti bulunmaktaydı. Sn. Candan konuşmasını yaptı ve itiraz ettiği meselelere açıklık getirmeye çalıştı. Ancak, ben şahsen kendisinin konuşmasından neden bir dava açılma yoluna gidilmeyip herkese kapısını açmış kent konseyiyle başka bir temasın kurulmadığı, çağrılara neden yanıt verilmediği konularını anlayabildiğimi söyleyemem.

Ardından Genel Kurul çağrısını yapan, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sn. Mansur Yavaş’ı konuşmalarını yapmak üzere sahneye davet ettim. Kendisi hem katılımcılık anlayışını hem de tüm kesimlere açık yönetim yaklaşımını anlatan bir konuşma ile Genel Kurulu selamladı.

Daha sonra Genel Kurulu başlatmadan önce üyelere Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından bizlere iletilen bazı bilgileri aktardım:

“Bildiğiniz üzere seçimli bir genel kurul yapmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Normalde kent konseyleri yönetmeliğine göre zaten 2. Yılın sonunda seçimli bir genel kurul yapılacaktı. Kent Konseyleri yönetmeliğinin 11. Maddesine göre “Başkan ve yürütme kurulu ilk dönem için iki yıl, ikinci dönem için üç yıl” görev yapmak üzere seçilmektedir. 29 Haziran 2019 tarihinde yapılan Genel Kurul sonrasında da süreç bu hükme göre devam etti. Kent konseyi çalışma yönergesini hazırladı, genel kurulda onaylandı. Ancak, bu ilk genel kurulla ilgili bir yargı süreci söz konusu olduğu için, bu genel kurulda, 29 Haziran 2019 tarihli genel kurulun tekrarı söz konusu olacaktır. Yani, Ankara Kent Konseyi ilk defa toplanıyormuş gibi bir genel kurul süreci yürütmemiz gerekiyor.

Buna göre, önce belediye tarafından Ankara Valiliği ile görüşme ve yazışma yapılmış, pandemi koşulları altında genel kurul yapılabilecek duruma gelene kadar mevcut kent konseyi yapısının görevine devam etmesi, koşullar uygun hale geldiğinde de yönetmeliğe göre genel kurul yapılması Valilik tarafından bildirilmiştir. Ankara Valiliği ayrıca, 1 Temmuz 2021 sonrası pandemi kurallarına göre, genel kurulun uygun bir ortamda ve 2 saati geçmeyecek şekilde yapılmasını da bildirmiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı bu bildirimler ışığında Yönetmeliğin 5. Maddesine göre genel kurul çağrısını web sitesinde ve Ankara’nın çeşitli semt ve ilçelerindeki kent ekranlarında duyurmuştur. Duyuruda, pandemi koşulları gereği üye sayısının belirlenebilmesi için 5 Temmuz 2021 mesai bitimine kadar başvuru yapılmasını ilan etmiştir. Başvuruların sonucunda Ankara Kent Konseyi üye sayısı 1252’ye erişmiştir. Başvurulan tamamı Yönetmeliğin 8. Maddesindeki yetki sahibi kurum ve kuruluşlar sınıflandırmasına göre değerlendirilmiştir. Bu koşulları sağlayan tüm başvurular kabul edilmiştir.

Başvuruda bulunan üyelerin dağılımı şöyledir:

• Dernek 837
• Muhtar 146
• Kamu Kurumu Niteliğinde Meslek Kuruluşları 112
• Vakıf 69
• Sendika 32
• Üniversite ve teknopark 31
• Siyasi Parti 5
• Noter 3
• Valilik 9
• Belediye 7
• Ankara Barosu 1

Misafirlerimiz dışında bu listede yer alan tüm üyelerimize girişte kimlik kontrolü yapılarak kayıt yapılarak mor renkli yaka kartları verilmiştir. Kayıtlara göre salonda bulunan hazirun sayısı 1182 üyedir. Burada tüm salona dönerek belirtmek istiyorum. Eğer, 5 Temmuz tarihine kadar belediyeye yönetmeliğe uygun olarak üyelik başvurusunda bulunmuş ancak, kayıt yaptıramamış üyelerimiz varsa lütfen kayıt masasına başvurmalarını rica ediyoruz. Bu bilgileri verdikten sonra, genel kurul gündemimizle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Ankara Kent Konseyinin ilk genel kurulu iptal edildiği için, iptal edilen bu ilk genel kurulun tekrarı için bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Kent Konseyleri yönetmeliğinin 5. Maddesi şu şekildedir:
(2) Kent konseyi genel kurulu ilk toplantısını yapmak üzere belediye başkanının çağrısı ile toplanır. Belediye başkanının başkanlığında toplanan genel kurul, toplantıyı idare etmek üzere üyeleri arasından en az üç kişiden oluşan divan kurulunu seçer.
(3) Divan kurulunun oluşturulmasından sonra, kent konseyi yürütme kurulu ve kent konseyi başkanı seçilir.
Dolayısıyla gündemimiz doğal olarak kent konseyi başkan ve yürütme kurulunun seçimi olarak gerçekleşecektir. Seçimler gerçekleştikten sonra pandemi koşullarının elverdiği kadarıyla görüş ve temennileri almaya çalışacağız”.

Bu aşamada, yapılacak seçimlerle ilgili olarak herhangi bir öneri olup olmadığını sormak için salona döndüm. Seçim usulü ile ilgili gelen ve altında 909 üyenin imza bulunan “seçimin liste usulü yapılmasına” ilişkin önergeyi okudum. Doğal olarak bu kadar imza, seçim usulüne ilişkin bu önergenin kabulü anlamına geliyordu. Ancak, ben yine de usulen salonun da oyuna başvurdum. Önerge 8 karşı oyla oy çokluğu ile kabul edildi. Seçim süreci ile ilgili olarak başka önerge olup olmadığını sordum. Başkan adaylığı için adayları sordum. Altında 912 üyenin imzası ile önüme gelen Ankara Ticaret Odası temsilcisi Halil İbrahim Yılmaz’ın adaylık önergesini okuttum. Doğal olarak bu kadar imza, seçim usulüne ilişkin bu önergenin kabulü anlamına geldiğini belirterek yine usulen salonun da oyuna başvurdum. Yine 7 karşı oyla oy çokluğu ile kabul edildi. Yeniden Ankara Kent Konseyi Başkanı seçilen ATO temsilcisi Sn. Halil İbrahim Yılmazı tebrik ettim.

Daha sonra belirlenen seçim usulüne göre yürütme kurulu seçimine geçtim. Bu arada yürütme kurulunun bir temsil ya da idare makamı olmadığını, sekreterya ağırlıklı bir yapı olduğunu sizlere hatırlatarak yürütme kurulu listesi önerilerini istedim. Altında 910 üyenin imzası ile gelen yürütme kurulu adaylık listesini ve önergeyi okuttum. Doğal olarak yine bu kadar imzanın yürütme kurulunun seçildiği anlamına geldiğini ifade ederek yine de usulen salonun da oyuna başvurdum. Yürütme Kurulu da 6 karşı oyla oy çokluğu ile kabul edildi. Yürütme Kurulunu da tebrik ettim.

Seçimlerin ardından seçilmiş olan Ankara Kent Konseyi Sn. Başkanı Halil İbrahim Yılmaz’ı konuşmalarını yapmak üzere kürsüye davet ettim. Kendisine de pandemi koşulları sebebiyle 5 dakikayı aşmamasını önemle hatırlattım. Kendisi kent konseyinin ne olduğu ve ne olmadığını hatırlatarak konuşmasını yaptı ve Türkiye’nin en büyük kent konseyi olarak nitelediği Ankara Kent Konseyinin katılımcılık anlayışı gereği kapılarının herkese açık olduğunu tekrarladı.

Başkana teşekkür ettikten sonra dilek ve temenniler kısmına geçtik. Bu kısımda pandemi koşullarını ihlal etmeden kalan sürede ele alabileceğimiz konular değerlendirildi. Gelen Danışma ve Onur Kurulu Önergesini okuttum. Altında 905 üyenin imzası ile gelen bu önerge de 5 oya karşı oy birliği ile kabul edildi. Böylelikle bir onur kurulu ve danışma kurulu ihdas etmiş bulunan Türkiye’deki ilk kent konseyi Ankara oldu. Ardından çeşitli konularda gelen ve mevzuata aykırı olmayan önergeler de okundu ve oylandı. Bunlardan bazıları zaten rutin yürütülmekte olan toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konulara dairken, bazıları da gelecekte yürütülecek çalışmalara ilişkindi. Pandemi sebebiyle zor koşullarda gerçekleşen bu genel kurulu, salonun en genç ve mümkünse kadın üyesine söz vererek bitirmeyi bunu da bir gelenek haline getirmeyi önerdim. Genel Kurul genç kadın mimar Aysu Kuştaş’ın sözleri ile tamamlandı.

Ankara Kent Konseyinin 2019-2021 arasındaki iki yılda yaşadıklarının ve devamındaki çalışmalarının sadece Ankara ve Türkiye değil dünyadaki katılımcılık pratikleri açısından da çok önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum. Nitekim bu alanda ilkleri oluşturan uluslararası ödüller ve üye sayısı bunun göstergeleri olduğu kadar, gerçekleşen genel kurul da bunun tanığı olmuştur. Siyasi partiler dışında Başkent Ankara’da ilk defa bu kadar kalabalık ve heyecanlı bir katılımcılık toplantısının gerçekleştirilmesi katılanlar için karışık duygular yaratmış olabilir. Heyecan, kafa karışıklığı, mutluluk ve belki bazı eleştirel bakışlar aynı anda hissedildi. Bunun da gayet doğal olduğunu düşünüyorum. Sonuçta Başkent kent konseyiyle geç tanıştı ama bu tanışma çok etkili oldu. Yaşanan tüm bu genel kurul sürecinin ilerleyen yıllarda Ankara’da hep bir kent konseyi olmasını ve kent konseyinin temsil ettiği katılımcılık anlayışının da gelişimine vesile olmasını umut ediyorum. Kent konseyinde olsam da olmasam da buna en azından tanıklık etmek benim için kariyerimin amacına ulaştığının göstergelerinden birisi olacak.