Katılımcılık, Kent konseyleri ve Ankara Kent Konseyi modeli: Alan Araştırmasından Gözlemler

Giriş
Kent konseyleri uzun zamandır Türk siyasal hayatının orijinal bir parçası. Bu yerel katılımcılık aracı birkaç etkili örnek dışında katılımcılık açısından siyasi, ekonomik ve yasal eksiklik gibi sorunlardan dolayı hala çok etkili şekilde kullanılmış değil. Ancak 2019 yerel seçimlerinden sonra kent konseyleri ve katılımcılık yeniden konuşulmaya başladı, şimdilik en azından yerelde. İstanbul’da kent tarihinde ilk kez bir kent konseyi kurulurken, Ankara’da daha önce var olan ama çalışmayan kent konseyi bir katılımcılık modeli sunacak şekilde aktifleştirildi. Türk toplumu ve siyaseti için çok önemli yere sahip olan bu iki şehrin sürece dahil olması konuyu yeniden siyasal ajandamıza taşıdı. Bu örneklerle beraber Türk demokrasisin yarınında kent konseylerinin kıymeti artacak, daha iyi örneklerin ve araçların yaratılması zorunluluğu doğacaktır diye düşünüyorum.
Ben de doktora tezim için yaptığım araştırma sırasında Ankara Kent Konseyi’nde birkaç hafta boyunca gözlem ve görüşmeler yapma fırsatı buldum. Bu yazıda biraz da bu bireysel çalışmalarımdan yola çıkarak Ankara Kent Konseyi’ni konuşmak istiyorum.
Ankara’daki Katılımcılığın Merkezi Olma Yolunda Ankara Kent Konseyi
Öncelikle belirtmek gerekir ki bu örnekler yerelde vatandaşlar ve sivil toplum üzerindeki siyasi ve sosyolojik etkileri açısından değerli. Bu zamana kadar bu araçların hep teorik tartışmaları yapıldı ama sosyolojide, özellikle siyaset sosyolojisinde önemli yerlerinin de olduğunu düşünmekteyim. Çünkü şu an da Ankara Kent Konseyi binlerce paydaşı ve gönüllüyü bir çatı altına toplamayı başarmış bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum bize konseye katılımın aktörler ve halk tarafından önemli görülmeye başladığını gösteriyor. Bunu birkaç nedene bağlayabiliriz.
Öncelikle Ankara Kent Konseyi binası binlerce bileşenin ortak alanı haline geliyor diyebiliriz. Konseyin şu anki binası geçmiş yönetim tarafından halka kapalı, yeni ve gösterişli bir kabul binası olarak tasarlanmış. Ben de böyle bir binanın içerisine girebilmenin şaşkınlığını yaşamıştım ilk girdiğimde. Şu anki Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi bu binayı sivil toplum ve halka açarak sembolik bir mesaj veriyor: asıl gösteriş ortak akıldan, beraber üretip karar almaktan gelir. Kent Konseyi’ne gösterilen ilgiden bu mesaj sivil topluma ve vatandaşlara ulaşıyor diyebiliriz.
Ayrıca Ankara Kent Konseyi birçok aktör ve bileşeniyle farklı konularda çokça etkinlik ve aktivite gerçekleştiriyor. Araştırma sürecim boyunca ne zaman kent konseyine gitsem mutlaka bir konuda bir etkinlik, festival, sergi, konferans, seminer ya da toplantı yapılırken buluyordum. Bu tabii ki Ankara Kent Konseyi’nin görünürlüğünü artırırken, konseyin bileşenler gözünde bir ortak alan olarak görünmesini sağlıyor, konseye bir kimlik katıyor.
Ortak sivil alan olmayı sağlayan nedenlerin başında konseye katılım şekli ve katılıma bütüncül bakış geliyor. İsteyen herkes gelip çalışma grupları ve meclislerine katılabiliyor. Gönüllülük esaslı çalışmanız ve haftada birkaç saatinizi düzenli olarak buraya verebilmeniz yeterli. Bununla beraber çalışma gruplarının ve meclislerin toplantıların yapıldığı alanlar ve masalar
katılımcılık ilkelerine göre ve yatay bir yapılanmaya uygun olacak şekilde hazırlanıp organize ediliyor.
Bu noktalarla beraber sivil toplum temsilinin yüksek olduğu bir konseyden bahsediyoruz. Gönüllülük üzerine dayanan bir sistemle, Ankara ve toplumun geleceği için insan kaynağı ve ortak çalışma alanı sağlıyor. Tabi ki bu süreçte konsey, eğitimlerle ve toplantılarla paydaşlarının kapasitelerini geliştirmelerini sağlayıcı bir rol de üstleniyor. Ayrıca araştırma sürecimde başlayan Kent atölyeleri katılımcılık, şehir planlama, kentin sorunları ve çözüm yolları gibi konularda tecrübeli isimlere deneyimlerini paylaşmalarına, ilgili katılımcılara da dinleme ve öğrenme fırsatı sunuyor.
Ankara Kent Konseyi ve Katılımcı Çalışmalar
Ankara Kent Konseyinin ortak alan haline gelmesinin yanında politikayı başka bir alana taşıyarak yarattığı siyasi ve kurumsal etkisi de önemli bir nokta. Öyle ki, Ankara Kent Konseyi çalışma grupları ve meclisleri Ankara Büyükşehir Belediyesi meclisine tavsiye kararları vermeye başlamışlar ve kararlar mecliste oy çokluğu ile geçiyor. Bu kararların katılımcı bir araç ve süreçten çıkması ve yerel yönetimin kararlarını etkileyebiliyor olması kıymetli bir tecrübe. İleriki zamanlarda eminim ki bu kararlar farklı içeriklerle, yerel siyasi gündeme yön verecek şekilde çeşitlenecektir.
Ankara Kent Konseyi’ni etkili kılan şeyin çalışma grupları ve meclislerde uzun müzakere süreçleri sonucunda üretilen projeler olduğunu görebiliyoruz. Ankara’nın yerel sorunlarından ülkenin genel sorunlarına (çevre sorunu, kırsal kalkınma vb.) geniş bir çerçeve de çözüm önerileri konuşulup, ortak akılla çözümler üretiliyor. Konunun uzmanları, savunucuları ve özneleri beraber üretmeye çalışıyorlar. Proje demokrasisinin bir modeli oluşuyor. Bu model oluşurken de katılımcılık çerçevesinde de beraber çalışma öğreniliyor, ki bu çalışma şekli yıllardır Ankara’da eski yerel hükümet tarafından reddedilmişti.
Tabii iki yılda Ankara Kent Konseyinin yaptığı çalışmalar kurumlar üzerinde etkiler üretmeye de başlamış. Mesela, Ankara Kent Konseyi gerek geçmiş dönemlerde katılımcı süreçlere alışık olmayan büyükşehir belediye bürokrasisi tarafından gerekse uluslararası, ulusal ve yerel aktörler tarafından da meşru ve kabul edilen bir aktör haline geliyor. Uluslararası kurumlar tarafından aldığı ödüller yerel ölçekte ilgiyi arttırıyor. Daire başkanlıkları, müdürlükler ve sivil toplum aktörleri, projelerini beraber çalışmak üzere konseye geliyorlar. Bunun bir örneği Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Daire Başkanlığı ve Ankara Kent Konseyinin Ulus’ta meydan ve cadde projeleri için yaptığı iş birlikleridir. Ankara Kent Konseyi yerel bürokrasinin işlerinde kolaylaştırıcı olarak yer alıyor, geniş paydaş ağını konu özelinde bir araya getirmekte kullanıyor, projenin demokratik meşruiyetini kapsayıcı bir dil ve katılım ile arttırıyor.
Gelecek için fırsatlar…
İçinde bulunduğumuz demokrasi ve temsil krizinde kent konseylerine geleceğin demokratik Türkiye’sinin katılımcı uygulamalarını ve araçlarını üretmek için önemli görev düştüğüne inanıyorum. Bu krizler, toplumda ve kurumlarda siyasi kutuplaşma gibi zorluklarla beraber katılımcılık ve katılımcı demokratik araçlar için uygun siyasi ve toplumsal alanı da doğuruyor. Bu süreçte de Ankara Kent Konseyi gibi etkili çalışan örnekler politika yapıcıları ve toplumu ikna edebilir.
Örneğin, Ankara Kent Konseyi gördüğü ilgi ve siyasi destek sayesinde mahallelerden başlayarak yenilikçi, kullanışlı ve etkili katılımcı araçlar geliştirip deneyebilir ve hatta bunları diğer kurum ve kuruluşlarda, yerel yönetimlerde, sivil toplumda, özel sektörde kullanılmak üzere yaygınlaştırabilir (burada verilecek en güzel örneklerden biri katılımcı bütçe olabilir). Bu yenilikler konseyin hemen hemen bütün toplumsal sınıfların ve grupların katılımını arttırabilir, konseyi daha kapsayıcı hale getirebilir. Ayrıca Ankara Kent Konseyi bir katılımcılık ekosistemi yaratabilmeli, bu konuda çalışan aktörleri bir araya toplayabilmeli. Bu durum konseylerin yasalardan gelen siyasi zayıflığını azaltabilir ve yerel politikada Ankara Kent Konseyi’nin meşruiyetini arttırarak vazgeçilmez bir aktör haline getirebilir. Belki daha sonraki dönemlerde Ankara Kent Konseyi ve yarattığı ekosistem, kent konseyleri yasası ve katılımcılıkla ilgili diğer yasaların yapımında bir öncü dahi olabilir.
Tabii ki ben aklımdaki ideali söylüyorum. Ancak bu fırsatların başarılı olmasından öte deneyebilmek bile bizlere çok şey öğretecektir. Elbette kent konseyleri ellerindeki kısıtlı kaynaklarla hepsini gerçekleştirecek fırsata sahip olamayabilir. Ama en azından Ankara Kent Konseyi aldığı siyasi, toplumsal ve sivil toplum desteği ile bu konuda çalışacak bir çalışma grubu kurabilir, diğer aktörleri cesaretlendirilebilir, yeni araçların yaratılmasına destek verilebilir, bu konularda iş birlikleri ve protokoller oluşturup kolaylaştırıcılık görevi üstlenebilir.

Necati Mert Gümüş