ANKARA KENT KONSEYİ, SEYİR DEFTERİM

Kent Konseyini ilk duyduğumda herkes gibi şüpheyle yaklaştığımı söylemem gerek. Neredeyse yirmi yıl gibi bir süreçte unuttuğumuz, unutturulan katılımcı, herkesin, her yaştan, her meslekten doğuştan ya da sonradan Ankaralı olan tüm bireylerin söz hakkı olabileceği bir oluşumun varlığını şüpheyle, tereddütle karşılamak normaldi aslında.
Davet edildiğim ilk toplantı Ulus ile ilgili olandı ve Ankara ile ilgili çalışan, sanat tarihçiler, arkeologlar, şehir plancıları, mimarlar ve koruma kurulları çalışanlarından oluşan kalabalık bir uzman kadro toplanmıştı tüm işlerini bırakıp. Aslında kent konseyinin tam çalışmaya başlamadan, kurulma aşamasındaki ilk çalışmalardan biriydi. Ulus, Hamamönü ve oradaki korkunç restorasyonlar, Hacı Bayram ve Augustus tapınağı çevresi ve özellikle görüntü kirliliği, bilinçsiz kullanıcılar hepimizin derdiydi. Ayrıca tarihi doku düşünüldüğünde sadece Roma, Selçuklu, Osmanlı dönemleriyle sınırlı olmadığını Cumhuriyet döneminde de önemli eserler yapıldığını ve tümünün Ankara kent belleğini oluşturduğunu belirtmiştik. Bakanlık ve belediye çalışanları bizlere hak vererek, farkında olarak ama neyi neden yapamadıklarını, yapamayacaklarını, müdaheleleri o zaman da anlattılar. Bir değişim olur muydu yoksa uzmanlara danıştık diyerek bırakırlar mıydı işin ucunu… Biraz umut biraz hayal kırıklığı ile bu sorularla ayrıldık toplantıdan. Bundan sonra da öncesinde olduğu gibi gözümüz, aklımız hep yapılanlardaydı.
Ankara’nın sorunları dağları aşmış ve tek partiye, tek aileye akıtılan gelirlerinin nasıl dönüşü olabilecekti… soru işareti ile yaklaşmak doğaldı. Dolayısıyla şüpheyle yaklaştığım bu süreçte öncelikle Kent Konseyinde yer alan isimler dikkat çekiciydi. Mesleğim gereği önce akademisyenler ve söylemlere baktım. Söylemler değişimin habercisiydi ancak uygulama nasıl olabilecekti. Dolayısıyla yirmi yıl gibi bir süreç bizden de güven duygumuzu alıp götürmüştü. Elbette bu zamanda boş oturmamıştık. İşimizde, dokunabildiğimiz herkeste değişimin gerekliliği; geçmişten olumlu örnekleri anlatarak ve uygulayarak göstermeye çalıştığımız ama bazen yetersiz hissettiğimiz süreç sonrasında katıldığım ikinci Kent Konseyi toplantısında katılımcı vurgusunun ne olduğu hemen anlaşılıyordu çünkü o toplantıda akademisyen dostlardan kuaförlere, genç katılımcılardan sanayicilere , muhtarlardan engellilere herkesin ışıl ışıl gözlerle önlerindeki dosyalarından, hazırladıkları görüş, sorun ve önerileri saygıyla, söz alarak aktardıkları bir akşama tanık oluyordum. Umut yeşermeye başlamıştı sanki. Artık şikayet ve ispiyon devri bitmişti ve elini taşın altına koymayı isteyen tüm Ankaralıları temsilen vatandaşlardan oluşan Kent Konseyi vardı karşımızda.
Bir akşam vakti gerçekleşen toplantıya dükkanını kapatıp, dersini bitirip gelen katılımcıların umudunun etkilememesi olanaksız olsa da heyecana hemen kapılmayıp sessizce izlemeye başladım konseyin çalışmalarını. Ardından benim de orada tanık olduğum kimi girişimlerin gerçekleşmesini görerek sevindim. Ne çok sorunu varmış başkent Ankara’nın. Büyük bir kısmını biliyor ve yaşıyorduk da kimilerinden hiç haberimiz yokmuş. Örneğin benim, bizim için gereksiz gibi görünenler kimilerinin yaşamını kolaylaştırıyor, güzelleştiriyormuş.
Bu oluşumda dikkatimi çeken ve önemle beklediğim bölüm gençlerin heyecanının, deli kanlarının nasıl adapte edileceğiydi. Her kesimden gencin Ankara’ya dair var olan büyük sorunlarının, dertlerinin yanı sıra bu konuda çalışmak için daha da büyük heveslerinin olması umudun ta kendisi olmuştur benim için. Hele bir de o gençlerin yetişmesindeki katkımızı da görünce umuda mutluluğun eklenmesi ise akademisyen olarak en sevindirici bölümüydü işin. Sivil Toplum Kuruluşlarındaki gençlerin ve en başta AKS’ın çalışmaları, pandemi döneminde bile uluslararası katılımlı, destekli sergilerinin açılışlarına katılmak, sokak levhalarındaki değişimi görmek, yaşamak Ankara’da değişimin somut adımlarını görmek önemliydi.
Ayrıca Kent Konseyi’nin ödül alması kişisel olarak önceliğim olmasa da iyi işleyişin, katılımcı demokrasinin işlediği bir yapının ödül alması demektir ve önemlidir. Gerçek ödül, her şeyiyle gerçek olması daha da değerlidir.
Kent Konseyi’nin genel kurulundaki katılımcıların çokluğunu görünce katılımcı, çalışkan, ranta ve güce kapılmayan, Ankara için elinden geleni yapmaya çalışan her meslekten vatandaşların tüm süreçte temiz kalabilmelerini dilemekten başka bir şey isteğimiz yoktur… Şimdilik.
Eleştirilecek şeyler yok mu? Elbette var. Halâ kültür ve sanata az yer vermeleri, az bütçe ayırmaları, bazı belediyelerin kentsel dönüşüm adı altında aynı müteahhitlere semtleri aynı tip apartmanlarla kaplaması, temizlik sorunu, eski, güzel yapıların yıkılması, yayın sorunları ilk aklıma gelenler olsa da detaylı konuşmanın, yazmanın henüz zamanı değil diye düşünüyorum. Bekleyip, neden gerçekleştirilemiyor yanıtlarını dinledikten sonra belki.

Doç. Dr. Pelin Şahin Tekinalp