ANKARA KENT KONSEYİ İZLENİMLERİM

Demokrasinin, halkın kendi kendini yönetmesi anlamına geldiğini biliyoruz. Abraham Lincoln da, demokrasiyi, “halkın, halk için ve halk tarafından yönetilmesi” biçiminde tanımlamıştı. Tarihsel gelişim süreci içinde, demokrasi önce, doğrudan demokrasi olarak ortaya çıktı; sonra da, temsili demokrasi gibi adlar altında uygulama alanı budu. Demokrasinin her iki türünde de, yönetimin asıl itici gücünün “halk” olması gereği vardır. Hem yabancı düşünürler, hem de Türkiye’deki bilim insanları arasında, demokrasiden, “katılımcı demokrasi” olarak söz edenler vardır. Oysa, az önce de belirtildiği gibi, demokratik yönetimin itici gücünün halkın kendisinin olması, demokrasi sözcüğünün önüne katılımcı sıfatının getirilip yerleştirilmesini gereksiz kılmaktadır.
Öte yandan, Hegel ve Gramsci gibi düşünürlerin siyasal toplum ile sivil toplum kavramları arasında yaptıkları ayrım, demokrasinin sağlıklı olarak işleyişinde sivil toplum kurumlarının öneminin ön plana çıkarılmasına yardımcı olmuştur. Dünyada ve ülkemizde temsili demokrasi kurumlarına ve özellikle seçim ve temsil süreçlerinin fiili işleyiş biçimine duyulan güvensizliğin giderilebilmesi için, sivil toplum örgütlerine büyük umutlar bağlanmıştır. 2000’li yılların ortalarına gelinceye değin Yerel Günden 21 adı altında yürütülen çalışmalar, 5393 sayılı Belediye Yasamızın 76. Maddesinde Kent Konseyleri adıyla kurumsallaştırılmıştır. Kent konseylerinin oluşum evrelerinde, Türkiye’nin çok sayıda kentinde konseylerin kuruluş hazırlıklarına katıldım. Bunlar arasında, Hatay, Antalya, Bursa, Gaziantep, Trabzon ve İzmir’i sayabilirim. Bilindiği gibi, kent konseyleri, kendilerine mevzuatta da yer verilmiş olan sivil toplum örgütleridir. Sivillikleri, özgür ve özerk olmalarını gerekli kılmaktadır. Kuruluş yılarında, çok sayıda kent konseyinin kuruluşuna belediye başkanlarının (siyasal toplum organı) ve mimar ve mühendis odaları gibi kimi “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun” önayak olması, süreklilik kazanmaması gereken ilişki türleriydi. Kent konseyleri, günümüzde de, özerkliklerini ve gerçekten sivil karakterlerini korumak istiyorlarsa, merkezi ve yerel yönetimlerden ve uluslararası kuruluşlardan almakta oldukları her türlü yardımın “koşullu yardım” niteliğinde olmamasına özen göstermek zorundadırlar.
Bu genel çerçeve içinde, Ankara Kent Konseyi yöneticileriyle, başlangıcından beri kurmuş olduğum ilişkilerin üzerimde bıraktığı izlenimlerin çok olumlu olduğunu belirtmeliyim. Kent Konseyinde görev almış olan değerli üyelerin seçiminde dikkate alınmış olan niteliklerin yanı sıra, Konseyin görevleri arasında yer alan, sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasına çalışmak, kentin tarihsel, kültürel ve doğal değerlerine sahip çıkmak ve kentle ilgili stratejilerin belirlenmesinde ortak aklın gösterdiği yolu benimsemek gibi temel ilkelerin dikkatle benimsenmiş ve yerine getirilmekte olduğunu görmek gerçekten sevindiricidir. Görev başındakiler, üniversitelerin ve meslek kuruluşlarıyla yerel yönetimlerin önemli birimlerinde deneyim kazanmış olan kişiler olmanın ötesinde, katılım kültürünün sağlamış olduğu birikime sahip kişilerdir.
Görebildiğim kadarıyla, Ankara Kent Konseyi, Başkent Ankara’nın kent kimliğini koruma konusunda özenli çalışmalar yapmakta ve bu amaçla, gerekli bütün kurumlarla işbirliği ilişkileri oluşturmaktadır. Kamu kurumlarının vesayeti altına girmeksizin, gerekli gördüğü her konuda onlarla işbirliği yapabilmekte olması da Konsey yönetiminin takdire değer bir özelliğidir. Ankara’nın Başkent oluşunun 100. Yıldönümü vesilesiyle yapılması planlanan çalışmaları da bu bağlamda değerlendirmekte yarar vardır. Cumhuriyetimizin dayandığı temel değerlere ve Ankara’nın kent kimliğine de yansımış olan doğal, tarihsel ve kültürel zenginliklere titizlikle sahip çıktığını gördüğümüz Kent Konseyi yetkililerini kutluyorum. Tavırlarını, davranışlarını ve çalışmalarını, Cumhuriyeti ve Gerçek Devlet Adamı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü sistemli bir biçimde gözden uzaklaştırmaya çalışanlar karşısında güven duyabileceğimiz bir güvence olarak değerlendiriyorum. Başarıları sürekli olsun.

Prof. Dr. Ruşen KELEŞ

Kapadokya Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi E. Öğretim Üyesi.